YEL KAYADAN NE KOPARIR By: Kenan Kalaycıoğlu Date: November 18, 2009, 10:30:00 AM
YEL KAYADAN NE KOPARIR
Sizce kimler uğraştı Türkçe’mizin kurallarının “Ben Türk’üm ve anadilim Türkçe’dir!” diyenlerce öğrenilmesi için? Atatürk’ten sonra canım!.. Uğraşanlar beri gelsinler. Tutup kollarından, siz çıkarınız öne çekiniyorlarsa.
“Yel, kayadan ne koparır?”
Biçimsel soru tümceleri vardır dilimizde, anlamsal (diyebileceğimiz) soru tümceleri vardır. Şimdi yorumlayınız yukarıdaki tümceyi.
Yel, kayadan ne koparır? Sizce, ne yi koparıyorsa. “Neler neler koparmaz ki!” yanıtını mı vermek istiyorsunuz, “Hiçbir şey koparamaz!” mı demek istiyorsunuz…
Evet! Yaklaştınız işte. Kuralları oturtulmuş olsaydı Türkçe’mizin, biçim olarak soru tümcesi olan tümcelerin aslında yanıt istemediği de bilinirdi “Anadilim Türkçe’dir.” diyenlerce.
O zaman söyleyelim. Bizim değil, atalarımızın sözüdür bu:
“Yel, kayadan ne koparır…”
Zigana Dağı’nı inince görürsünüz. Harşit Çayı ile Zigana Deresi’nin kesiştiği yer. Telli telli söğütlerinin altında gençlik yaşadığımız yer. Uzun uzun kavaklarının altında, uzun uzun Urfa türküleri uzattığımız yer…
Zigana Deresi ne koparabilir dersiniz Harşit Çayı’ndan. Biri dere… Biri çaaaaayy… Ne koparacak canım! Yel kayadan ne koparabilir ki; dere çaydan ne koparacak…
Büyük balığın küçük balığı yutması mı geldi us’unuza? Olabilir. “Demokrasi ile yönetiliyorum!” diyen uluslarda, parmak ipliği ile bile bağlanamaz özgürlükler…
Yel, kayadan hiçbir şey koparamaz!..
Sözü getirdik getirdik, olmaz bir yere getirdik. Yel kayadan bir şey koparamıyorsa, nasıl oluştu dersiniz dokuz tahtamızın altını da üstünü de yorgan-döşek yapan toprak? Ha! Nasıl oluştu?
Şaka şaka! Atasözleri, o andaki durumu formule eden yalın ve kesin doğru sözlerdir. Yanlış olanlara hiç mi hiç yoktur.
Pire gelmiş de aslandan hesap sormak istiyor… Hıhh!..Yel (pire), kaya(aslan)dan ne koparabilir ki…
Ne ilginç,ne ilginç şu “Dil” dediğimiz sihirli şey.Çek oraya, gider…Çek şuraya, gider…Namık Kemal’in, Vatan Şair’i Namık Kemal’in dediği gibi!
“Ne efsunkâr imişsin ah ey dîdâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten…”
Yaaaa!...
Hürriyet… Eşitlik… Kardeşlik… diye diye taaa…1789 Fransız Devrimi’nden beri, Hürriyet…özgürlük…serbestlik…diye diye, anladınız mı neyin tutsağı olduğumuzu?
Anlayamadınız…Yeniden söyleyelim öyleyse:
Yel, kayadan koparır…
Demeyin!... Demeyin sakın!... Kimi kutsallar minnacık minnacık, kut-sal-kut-sal gidiyor insanın elinden…
Hem, ”Ben seni unutmak için sevmedim …” ki…