Arşiv Anasayfa "Ü" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
ÜNLÜ OLMAK By: Kenan Kalaycıoğlu Date: December 21, 2009, 01:23:21 PM
ÜNLÜ OLMAK
       

         Edebi yapıtların kimileri, onları yapanlardan daha daha ünlüdür. Doğrusu da böyledir belki de. Ünlü olabilen, taht’a oturuyor, baş tacı ediliyor.
         Ahmet Muhip Dıranas adını bilenlerden daha daha çoktur, onun Fahriye Abla şiirindeki şu dizeyi bilenlerin oranı:
        “Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!”
         Cahit Sıtkı Tarancı için de söylenebilir yukarıda söylenenler. Okurların çoğu, Tarancı adından çok çok önce duymuşlardır şu güzelim dizeleri:
        “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.”
        “Geç fark ettim taşın sert olduğunu.”
        “Bir namazlık saltanatın olacak
          Taht  misali, o musalla taşında.”
          Ne dizeler ama!..
          Ya Sessiz Gemi… Demiştik ya; ünlü olabilen, saltanat taht’ına oturuyor. Dıranas’ın Fahriye Abla’sı nasıl sinema yapılmışsa, Yahya Kemal’in  Sessiz Gemi’si de güzel bir şarkı oldu, severek dinlediğimiz.
          Dadaloğlu’ndan, Köroğlu’ndan, Pir Sultan’dan söz etmiyoruz. Etmiyoruz çünkü, ünleri yedi düveli tutmuş onların. Şiirleri, adlarından daha ünlü olanları konuşuyoruz.
          “ Sokağımsan;
            Ben anahtarı çevirdiğim zaman
            Kapanan, evin kapısı değil,
            Senin kapın olsun açılan…
       
           
         Adresimsen;
         Mektuplarım doğru-dürüst gelsin.
         İki kişi telefonla konuşurken,
         Olmayalım hemen üç kişi…”
         Kim, nereden bilecek Cemal Süreya adını desin diyenler. Bilenler biliyor. Bilmeyenler de biliyor ama;
         Sokağımsan…(Şöyle olmalısın…)
         Adresimsen… (Şöyle olmalısın…)
Yani, demesi o ki; benim isen eğer, şöyle olacaksın olmalısın…
        Cemal Süreya’nın Dilekçe’dir bu güzel şiirinin adı. Sanki, atasözlerini gizlemiş gizlemiş durmuş dize kümelerinin arasına. Ya da sanki İnsan Hakları Bildirgesi nin kimi kimi   maddelerini sindirmiş dize kümelerinin içine inceden inceden…
        “Düşüncemsen,
          Kız kardeşim pencereyi açsın;
          Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
          Günyenisi dolsun içeri…”
          Olsun… Olsun da bakın bakalım kim kırabilecek o zaman pırıl pırıl camları. Kim sökmeye çalışacak pırıl pırıl camları kırmak için kaldırım taşlarını. Utanacaklar...
         “ Ama her şeyi yaz tarihimsen…
            Ama her şeyi 
            Dilimsen ,
            Sen de koru biraz dilliğini.”
            E, yaz canım! Yaz artık… Yaz ki her akşam değişik değişik tonlarda “Vay beee!...”ler çekmeyelim değişik değişik televizyon kanallarında “tarih konuları” anlatılırken… Topluma, toplumsal tarih dersleri verilmeye çalışılırken.
         
       Hem,
     “Türk olmasa, tarihe yazılacak ne vardı?...”
       Hem de,
       Atatürk?...
       O, bu tarihin içinde hiç mi hiç yok(!)…
       Demiştik ya, eserlerin ünü yedi düveli tutunca… Gerisi teferruat(ayrıntı)…