BEDRETTİN DESTANI By: Kenan Kalaycıoğlu Date: January 14, 2010, 01:32:02 PM
BEDRETTİN DESTANI
Ne destanlar, ne destanlar yaşadı bu ulus… Yaşamının yılları yetmez saymaya. Allahuekber Dağları’nda, kavrulmuş meşe palamudu unundan bir tayin var Mehmetçik’e akşama… Göz kırpmadığı günlerden beri dayanabilirse düşman karşısında, akşama değin.
Ne destanlar…
Bedrettin’inki de öylesine bir destan işte. Küçük bir eksiği ile. “Şeyh”i yok yalnızca bu Bedrettin’in destanının…
Otuz yıl, elli yıl sonrasının Bedrettin’leri de öğrenirler günümüz Bedrettin’lerinin destanlarını diye yazıya dökmek istedik destanı. Bedrettin Destanı’nı…
Adana’nın Kozan’ının Turgutlu Köyü’nden bu Bedrettin. Beş yaşında. Yaşının beş katında olan insanların bile gitmeye korktukları İstanbul’a gitmiş Şeyh’siz Bedrettin, “hayırsever bulmak” için.
Dilenmeye gitmiş İstanbul’a Bedrettin. Kağıt mendil satarak dilenmeye “Parsel parsel eylemişler dünyayı…” ya, kendi parsellerine girdiği için öldüresiye dövmüşler beş yaşındaki Bedrettin’i beş yaşındaki çocuklar…
Türkiye, Bedrettin’i konuşuyor şimdi. Birkaç güne kalmaz, unutulup gidecek olan Şeyh’siz Bedrettin’i…
Genç kızlar yapamaz bu “iş”i…
Okul çağına gelenler de yapamaz bu “iş”i…
İstanbul’da beş yaşındaki Bedrettin’lerin dilenerek, kağıt mendil satarak topladıkları çuval çuval paralar yeni yeni evlere, villalara, televizyonlara, beyaz eşyalara…dönüşüyor Adana’nın Kozan’ının Turgutlu’sunda…
Anne - babalarının mesleği de Şeyh’siz Bedrettin’lerin mesleğindenmiş. Sistem böyle… Düzen böyle…
Çok fena dövmüşler beş yaşındaki Şeyh’siz Bedrettin’i beş yaşındaki çocuklar. Gazeteler yazdı… Televizyonlar duyurdu… Direnmiş ama Bedrettin. Tamamlanması gerekiyormuş çünkü köydeki yeni yapının…
Köye gitmiş, sormuş – soruşturmuş,13 Ocak 2010 tarihli gazetelerinde gazeteci hanım:
“Evlerinden duman tüten, ayakları çıplak çocuklarıyla, camisiyle, deresiyle, öykülerde anlatılan Adana köylerinden… Ama hasta olunca doktoru yok, ilçeye götürecek yolu yok, okula gönderdiği kızını lisede okutacak ekonomik gücü yok…”
Vatanı, yedi düvelin çizmesinden kurtarırken meşe palamudu unundan yapılmış bir tayininden başka bir yiyeceği de yoktu o zamanlar Mehmetçik’in… Pardon!... Şeyh’siz Bedrettin’in…
Sözünü etmekte olduğumuz kültürde, “hayırsever bulmak”mış “dilenme”nin adı. Kendine özgü… Bir adı da “çalışmak”mış “dilenme”nin buralarda.
-Bunun neresi çalışmak?! diye sorsanız, işte yanıtı
Turgutluların:
-Yolda seni gördüm, “Bir sigaran var mı?”dedim.
Verdin. “Yakar mısın?” dedim, ateş verdin… Şimdi ben senin sigaranı zorla mı aldım!...
Dilenmenin öbür adı, hayırsever bulmak…
Yeni evler yapılmış, villalar, küçükbaş, büyükbaş hayvanlar alınmış, klima, çanak anten, fırın, televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi… Daha neler…
Bir haber daha gazeteden:
İstanbul Vali Yardımcısı dün bir türbe açılış törenine katıldı. Törenden çıkıp da makam aracına bineceği sırada, anne – babası ile dilenen ondört yaşındaki kızı gördü.
- Okuman için neye ihtiyacınız varsa, biz karşılayalım… diyen Vali Yardımcısı’na kızın yanıtı:
- Ya amca, bırak bunları!... Bana para ver!...
Para…
Ya kültür?... Ya, ortalama insan olmak?...
Ona da, zaman kalırsa…
Not: Haber niteliği taşıyan notlar, yazıdaki tarihli gazetelerden alınmıştır.