SEVİNCE OLUR By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 03, 2010, 11:52:42 AM
Ah!... Neden, neden, neden böyle yetiştirildik. diye dokuzuncu katını uyandırıncaya değin gökyüzünün, bağırmak geliyor içimizden.
Kim bilir daha daha kimlerin acısıdır bu acı ama, yapamıyoruz. Yapamıyoruz çünkü; duygusal olarak da doğrudur yetiştirilme biçimimiz, bilimsel olarak da.
İşte o yetiştirilme biçimimizce yetiştirilen bir arkadaşımız P. Akçın. Daha lise yıllarımızda Türkçe, Arnavutça, Fransızca, Almanca anadili… Şakır şakır… Şıkır şıkır… Onlarca yabancı turisti gezdirirken, onlara rehberlik yaparken okul çıkışlarında, yaz dinlencesinde, İtalyanca ve İspanyolca çalışıyordu…
Hey günler…
Oluyor… Birisi olunca, diğeri de geliyor. diyordu bizim, “Akçın, nasıl yapıyorsun bu işi?” sorumuza. Bize, “Seviyorum! Seversen olur!” diyordu.
Akademi komutanı da çıktı içimizden. Bütün isteği, pilot olmaktı. “Pilot olacağım, göreceksiniz!” sözü, en sık kullandığı sözdü. Oldu da. Pilotların bile komutanı oldu. P. Akçın gibi: Seveceksin… Sevince oluyor…
Türk kültüründen, Türk dilinden en üst düzeyde nemalanmış adlardan biri diyor ki kitabının birinde özet olarak: Türkçe’mizde Büyük Ünlü Uyumu Kuralı, Küçük Ünlü Uyumu Kuralı… denilen kurallarımız var. Bu kurallara uymayan sözcükler (Pardon, sözcük demez, kelime der o…) yabancıdır.
Biz de öyle öğrendik, biz de öyle öğrettik, biz de öyle olduğuna inanıyoruz. Aynı nemacı, bakınız ne diyor başka bir kitabında aynı konuda. Özet olarak.
“Bahçe” sözcüğü yabancıdır. Dilimizin kurallarına uymuyor. Dilimizden atamayacağımıza göre, dilimizin kurallarını yok sayalım, “bahçe”yi Türkçe sayalım. Tren, spor, traş… gibi yabancı sözcüklere birer (ı) harfi koyarak, Türkçe’leştirelim.
Nemacımız edebiyatçı ama besbelli ki “Elin … ile … girilmez.” atasözümüzü henüz duymamış. Ya da, sevgi yoksunu… Sevememiş bir türlü dilini.
Liseli arkadaşımız P. Akçın ne demişti yedi çeşit anadili için: Seveceksin… Sevince oluyor…
O, bas bas bağırılan “Millilik” anlayışının derinliklerindeki atalarımızın bahçeleri mi yoktu sanki Ortaasya’da, bahçelerine ad koyacak sözcükleri mi yoktu.
Sevmekle başlıyormuş demek ki iyi olan her şey.
Nemacı olmak başkaaaa. Dilci olmak başkaaaa.
Şimdi…
Bu, malumun ilâmı niye? mi diyeceksiniz.
1 Mayıs’ın ertesi günkü gazetelerde bir haber: Azerbaycan’da Soyadı Devrimi.
“Azerbaycan’da 19. yüzyılda Rusya’ya yakın Azeri aydınların soyadlarına “ov” eki almaları ile başlayan Azeri soyadlarının Rusça ekle kullanılması uygulamasının kaldırılması için başlatılan hazırlıklar son aşamaya geldi.”
Azerbaycan Bilimler Akademisi’nin oluşturduğu bir komisyon yapıyormuş bu işi. Bu, “Seveceksin! Seversen olur!” anlayışını belli ki benimsemiş olan komisyon yapıyormuş bu “kendileştirme”yi. Soyadlarına eklenen (-ov, -ova, -ev) eklerinin yerine (-li, -lı, -lu, -oğlu, -zade) ekleri getirilecekmiş.
Devlet Başkanı’nın ve eşinin Aliyev olan soyadları da Alioğlu oluyormuş…
Sevince oluyormuş… Sevince olurmuş…
Atatürk’ten sonra da bir seven olsaydı; bizim de yeşil, yemyeşil olurdu “bahçe”lerimiz…