Arşiv Anasayfa "M" Harfi İle Başlayan Yazılar
Sayfalar: 1
MAL GİBİ By: Kenan Kalaycıoğlu Date: May 31, 2010, 09:17:03 AM
                             MAL  GİBİ

           Kasabanın Kale’sinin dibindeki mal pazarında görmüştüm ilk kez bu davranışı. İlkokul yıllarımızdı. Daha henüz tam ayırt edecek durumda değildi ki belleğimiz; anlayabilsin neyin sıradan, neyin ilginç olduğunu.
           Pazara, “mal” dedikleri canlı hayvanları satın almaya gelenler, ağızlarını açıp da dişlerine bakıyorlardı büyük baş hayvanların. Dişlerinin durumundan, yaşlarının durumu anlaşılıyormuş büyük baş hayvanların.
           Ne denli hayvansan, o denli “dişli” sin mi demek isteniyordu… Ya da ne denli “dişli” isen, öylesine hayvansın mı…
           En doğrusu, “olgu”yu olduğu dönemin koşullarına göre değerlendirmek. Yani, uzunluğu metreküp ile ölçmemek…
           Çocukluğumuz da geçip gitti onların üstünden, gençliğimiz de… Gençlikten sonraki yıllar da ha tükendi ha tükenecek…
           Zaman, anılara sığınma zamanı…
           Bir de İstanbul’da Mecidiyeköy’de görmüştük aynı davranışı. Yıllaaar önce, kendi gözlerimizle. Kasabanın Kale’sinin dibindeki mal pazarında büyük baş hayvanı kulağından tutup başını kaldırarak, ağzını açıp, dişlerine bakma davranışı… Mal gibi…
           Anlatılanlardan duymuştuk önce. Başka kimi ülkelere de, yöneticilerinin becerikli olup da kalkındırdığı ülkelere de gidiyordu işçilerimiz ama, en çok sözü edilen ülke, Almaya idi. Alamanya…
           Mal gibi seçilip de Almanya’ya gitmek…
           Almanya şöyle… Almanya böyle…
           Var mı Alamanya gibisi…
           Alman hesabı…. Alman usulü…
           İşte o zamanlara değin bu insanların bilemeyip kullanamadığı bir anlayış, bir uygulama çıktı ortaya. Yok canım! Öyle dimdik, öyle dipdiri bir anlayış, bir uygulama değil. Cılız… İnceden…. Sessizce…
           Alman diyor ki;
           Ben yurttaşım! Ben vergi veriyorum! Sen, benim verdiğim vergileri kullanıyorsun…
           Hay Allah!..
           Bizimkiler de başlamışlar Almanlar gibi konuşmaya. Almanlaşıyor muyduk yoksa… Hem iyi hem kötü müydü yoksa, şu bizim “iyi” dediğimiz Almanlar.
           Kasabanın tapu işleri biriminde, sol eteğinde kara gül simgesi olan beyaz naylon gömlek mi almak istiyordu “gurbetçi” den tapucu memur, zora mı sokuyordu tapu işini;
          -Bana bak memur bey! Ben vatandaşım! Devlete vergi veriyorum ben!
           Ya da Kapıkule’de, önceden belirlenmiş olan “rayiç bedel” uyarınca mark, dolar bırakmamışsa yandaki masanın üzerine, geçemiyordu ne o yana, ne bu yana…
          -Ben vatandaşım! Vergi veriyorum ben! diye çıkışıyordu kontrol memuruna.
           Cılız… Sessiz… İnce… seslerdi bu sesler…
           Gerçi, daha taaa… Tanzimat yıllarında İbrahim Şinasi Efendi’nin de uyarısı vardı ama…
          “Askerliğini yapan, vergisini veren, yaptığınız yasalara uyan yurttaşların,
          -Verdiğim vergileri ne yapıyorsunuz? diye sorma hakkı yok mu yani…” biçiminde ama…
           O ses, hiç mi hiç canlanamadı. Hiç bırakmadı ki yakasını hastalık…
           Kralların hiç biri, hiç biri durduramıyor zamanı. Zaman yürüyüp gidiyor kendi yolunca. Bir kralın eli uzanıyor size enerji taşıyan elektrik tellerine, kesiyor elektriğinizi, makinenizde çamaşırlarınız yıkanıyorken. Televizyonunuzda sevdiğiniz belgeseli izlerken… Bilgisayarınız üzerinden uzaklardaki çocuğunuzla konuşurken… Hanımınız asansördeyken…
           Sifonu çektiniz de tık yok mu… Bulaşıklar öylesine mi kalakaldı… Daha elinizi yüzünüzü bile yıkamamış mıydınız…
           Bir kralın eli uzandı demek ki size, evinize su taşıyan borulara… Uzandı da paramparça etti size su taşıyan boruları.
           Kırılaydın hay kralın eli!..
           İşyerinizden çıktınız. Tasarımlarınızı da kendi belleğinizde kendinizce düzenlediniz. Sizi evinize taşıyacak yolunuzca sürüyorsunuz aracınızı. Haydaaa! Yol kapalı… Ne yönce gideceğinizi gösteren bir uyarı da yok…
           Gene bir kral eli, besbelli…
           Kırılaydın!..
           Bir zamanlar bir şarkı vardı. Söylenirdi ince ince, cılız cılız, sessiz sessiz… Tutmadı işte, tutmadı.
           Ben vatandaşım! Vergi veriyorum ben!
           Tutmayan kavuştak: İnsan olduğunu bilebilen insan ancak istemesini bilebilir…