HALININ ALTINA By: Grkm Date: May 04, 2007, 09:34:58 PM
HALININ ALTINA
Hiç sorun çıkmayacaktı. Ne biz yazacaktık, ne siz okuyacaktınız. Yok sayıp geçecektik. Böyle bir sorunumuz yok diyecektik beklide. Öyle ya, sorun olmayan yerde sorundan söz edilir mi? Edilmez elbette. Bir süpürülecekti halının altı, oooh ne güzel. Aylarca, kim bilir belki de yıllarca sorun yok. Neden sorun olsun ki! Halının altı temiz… Öyle değil ama. Ya nasıl?
Halının altına…
Halının altına süpürmek…
Yani işin özü; halının altını süpürmek değil amaç, bir şeyleri halının altına süpürmek.
Nedir şu halının altına süpürülenler?
Süpürülecek ne varsa canım!
Olmadı gene…
Olmadı mı? Neden?
“Süpürülecek ne varsa” dan çok, gizlenecek ne varsa olacaktı. Bakınız şimdi:
Gizlenecek neyimiz varsa, biribirimizden gizlediğimiz neyimiz varsa, halının altına süpürüyoruz.
Halının altına…
Halının altına…
Şu halının altı amma genişmiş hani. Memleketin elmasını, ayvasını alır da… Daha daha neler alır. Bütün pislerinin pisliğini alır memleketin. Daha neler… Alır, alır. Nasıl mı?
Canım, herkesin bir halısı var altına pisliklerini süpürmek için. Hem belki de bu halının olması daha iyidir olmamasından. Yoksa nereye gizlenecek dünyanın pisliği?
Halımızın altına süpürüyoruz pisliğimizi, halımız üstünde oynuyoruz “oyun”umuzu.
İşler yolunda…
Keyifler yerinde…
Yooo, öyle değil!
Halının altına süpürmekle işler yolunda ise, bu yakınmalar niye? Bu bağırmalar?
Bir fıkra: halının altına süpürülemeyecek türden bir fıkra.
Akıllı iki adam bir odada, önemli bir konu üzerinde çalışıyorlarmış. Oldukça sesli bir biçimde yellenen biri, sesi örtbas etmek için gacır gucur çekiştirmiş sandalyeyi. Belki kalkıp camı açmakla geçiştirecekti durumu diğeri ama, gururuna yediremedi. Aklının küçültüldüğünü, aklına hakaret edildiğini düşündü. Yediremedi kendine.
- Gacır gucuru anladık da, kokuyu ne yapacaksın be adam! diye çıkıştı, rahatladı.
Köyün elma yanaklı kızı da aynı durumdan yakınıyor. Ana-baba yok ya,
“Her gelen bir gül ister,
Sahipsiz bağlar (mışım) gibi.” diyor.
Köyde bıyığını buran her delikanlının kendisini “Yavuklumdur!” diye duyurmasından, orta malı gibi algılanmasından yakınıyor elma yanaklı kızcağız.
Uzatmayalım:
Çok şeyler süpürdük halıların altına. Halıların altına doldurduk “hal”larımızı. Hiç, ama hiç hesaba katmadık metan gazımızı. Çıkıyor ama çoktandır metan gazı.
-Şu yanlıştı.
-Bu yanlıştı.
-O da yanlıştı.
-Şunlar, bunlar?
-Yanlıştı, yanlıştı.
İnsan aklı işte, beklenmedik şeyler düşünüyor beklenmedik zamanda. Düşünce suçunu da (!) hesaba katmıyor. Düşünüyor.
-Ne yazık ki dönmeye devam ediyor (dünya). diyor Galileo.
Hep ufuklarda olacaksa dik başımızdaki gözlerimiz, halılarımızın altına bakmaktan başlamalıyız işe. Karamsarlığa gerek yok. Hamasete de… Bir bir çıkarıp atmalıyız halılarımızın altından pisliklerimizi (pardon, yanlışlarımızı).
İmza atmaya bile korkan, lâcilerini çekmiş, paşa dedesinin koltuğuna kurulmuş, burun tünellerini genişletmek için kimsenin olmadığı bir zamanı kollayan, gülmeyi ayıp sayan… idaaaareci, önce sen, önce sen kaldır halının ucunu.
Karanlıklar aydınlansın.
Umutlar yücelsin.
Sırtlar pek olsun, karınlar tok.
Yeri de rahat olur o zaman, yeri yer olanların.
“Talihindir yer yer gezdiren seni,
Yere girsen yer yine de yer seni.
Onun için yerin adı olmuş yer,
Yer adamı kendi besler, kendi yer…” (Anonim)